image9

Şarap; Bu Toprakların En Kadim ve Ayrılmaz Parçası

Levon BAĞIŞ, Yazar, Gurme-Degüstatör 


Nuh Peygamber’e atfedilen bir efsanede, Nuh Peygamber, tufandan sonra hayvanları ile Ağrı Dağı eteklerinde yaşamaya başlar. Karınlarını doyurmak üzere civarda dolaşan hayvanlardan keçinin, bir gün olağanüstü neşeli döndüğünü görür. Bu hal günlerce devam edince Nuh Peygamber keçisinin peşinden giderek, bu durumun yediği bir meyveden kaynaklandığını keşfeder. Kendisi de bu meyveyi çok beğenir ve hayatı pespembe gösteren üzüm suyunun müptelası olur.


Nuh Peygamber’i mutlu gören şeytan, onun neşesini kıskanarak, alevli nefesi ile asmaları kurutur. Nuh Peygamber üzüntüsünden yataklara düşünce, efsane bu ya, şeytan insafa gelip, bu meyveyi yeniden canlandırmak için ne yapılması gerektiğini söyler. Eğer meyvenin kökü açılır ve hayvanlardan yedi tanesinin kanı ile sulanırsa, asma canlanacaktır. Aslan, kaplan, köpek, ayı, horoz, saksağan ve tilkiden oluşan kurbanlar seçilip, üzüm, kanları ile sulanır ve bir yıl sonra bitki tekrar canlanır, yaprak ve meyve vermeye başlar.


İşte bu nedenden dolayı efsaneye göre, şarapla sarhoş olan kimsenin davranışları incelendiğinde bu yedi hayvanın karakterini taşıyan haller görülür. Kâh aslan gibi cesur, kâh kaplan gibi yırtıcı, ayı gibi kuvvetli, köpek kadar kavgacı, horoz gibi gürültücü, tilki gibi kurnaz, saksağan gibi geveze olurlar. Şarapla ilgili buna benzer pek çok efsanenin anlatıldığı yer olan Nuh’un gemisinin karaya oturduğu bölge bilimsel olarak da, bağcılığın ve şarapçılığın da ana vatanıdır.


2012 yılının Ocak ayında Ermenistan’ın Yeghegnadzor şehrinin yakınlarında ki Areni-1 mağarasında antik bir şaraphane kalıntısı bulundu ve 6000 yıllık, bu şaraphane bilinen en eski şaraphane olarak kayıtlara geçti.

Bağcılık kültürünün Anadolu’nun batısındaki yayılışında, Anadolu’dan Girit ve Ege adalarına göç ederek Minos Uygarlığı’nın (MÖ 2200–1400) kurulmasında öncülük eden Hititlerin büyük etkisi olmuştur. Bağ ve zeytin yetiştiriciliğinde ileri oldukları kabul edilen Minos Uygarlığı’nın Girit’te başlattığı bağcılık, daha sonra Mora Yarımadası ve Trakya’ya yayılmıştır.


Pagan dönemi Ermenileri, yeni yılın Ağustos’un ikinci haftası başladığına inanırlarmış. Bu gün ayrıca Büyük Tanrıça Anahit’in günüymüş ve o gün üzüm kutsanırmış. Anahit’e saygı olarak üzümler, pınarlara, çeşmelere bırakılır ve ancak bu ritüeller gerçekleştikten sonra, o sene yeni olgunlaşmış olan üzümlerden yenebilirmiş. Anlayacağınız, üzümlerin okunmadan yenmesi yasakmış.


Şarap ticareti en önemli gelir kaynaklarından olan bir millet için çok anlaşılabilir bir adet… Adetin nereden çıktığını tahmin etmek pek güç değil. Devasa arazilerde göz alabildiğince uzanan bağlardaki üzümler, büyük ihtimalle herkesin iştahını kabartıyordu ve şarap yapılacak olgunluğa gelmeden yenilmemeleri gerekiyordu. Gelip geçenin, canı çekenin, şarap olacak cânım üzümleri dalından kopartmasının, sofrada tüketmesinin önüne geçmenin en kolay yolu olarak yasaklamayı seçmiş üzümün kıymetini bilenler. Yasak dini olunca daha kolay uygulanıyor demek ki…


Olgunlaşmamış üzümden şarap yapmak pek iyi sonuçlar çıkarmaz. Üstelik yapılan şarap ticareti de öyle pek yabana atılacak miktarlarda da değildi; tarihin babası Herodot şarap ticaretini şöyle anlatıyor:

“Nehir akımı ile Babil’e gelen tekneler tamamen deriden yapılmıştır ve yuvarlaktır. Bunları nehrin [Dicle] yukarı kısmında, Asur’un üzerinde yer alan Armenya’da (Armenia) yaparlar. Önce söğüt ağaçlarından teknenin iskeletini çatar, sonra bunun üzerini sanki bir gemi ambarı oluşturur gibi kaplayacak şekilde derileri gererler. Her teknede bir, daha büyüklerinde daha fazla, eşek bulunur. Babil’e ulaşıp yüklerini boşaltınca gemi iskeletini ve tüm kargıyı satarlar, derileri eşek sırtına yükleyip karadan Armenya’ya geri dönerler. Çünkü nehrin akım hızı nehir yukarı yolculuğa izin vermez. Teknelerini tahta yerine deriden yapmalarının sebebi budur. Eşekleriyle Armenya’ya ulaşır, yeni tekneler yaparlar.” (Herodot, Istoriai, I.194. İş Bankası Yayınları, çev.Müntekim Ökmen)


Aynı ticareti Herodot’tan esinlenen Amin Maalouf daha edebi bir şekilde anlatıyor:


“Dicle, akıntıyla inilen ya da yelkenliyle çıkılan Nil’in tersine, tek yönlü akar. Mezopotamya’da rüzgârlar, tıpkı sular gibi, içerilere doğru değil, dağdan denize eser; o kadar ki, süklüm püklüm geri dönüşlerinde, çorak yollar üzerindeki köylerine onları çekecek olan eşek ve katırları da gidişlerinde taşımak zorunda kalır sandallar.

Uzak kuzeyde doğan, kayaların arasından fışkıran Dicle ile baş etmeyi sadece birkaç Ermeni kayıkçı göze alabilir. Yolcuların karşılaşmadığı, birbirini geçmediği, birbirine selam ve işaret vermediği garip bir yoldur Dicle yolu. Koruyucu meleği olmayan, kıyıdaki hurma ağaçlarından başka eşlik edeni bulunmayan gemicinin çektiği yalnızlık duygusu, bu yüzdendir” (Amin Maalouf, Işık Bahçeleri, Yapı Kredi Yayınları, çev. Esin Talu Çelikkan)

Günümüzde ise şarabın anavatanı olan Ermenistan, nüfusun azlığı ve yurt dışına hemen hiç şarap satmaması nedeniyle, toplamda yaklaşık beş milyon litre şarap üretmekte. Ürettikleri, genellikle, eski usul, Demir Perde ülkelerine özgü yarı tatlı şaraplar. Ama bunlar dışında, Voske Hat, Hınduğnı, Kangun ve Areni gibi yerel üzümlerden ve uluslararası üne sahip çeşitli üzümlerden iyi şaraplar da yavaş yavaş üretilmeye başlamış durumda.


Özellikle iki yeni üretici öne çıkıyor. Birincisi, İtalya’da yaşayan Zorik Ghraibyan tarafından kurulmuş olan ‘Zorah Wines’. Yeğegnadzor bölgesinde, yerel Areni üzümünden ürettiği ‘Karasi’ adlı şaraplar bütün dünyada çok beğeniliyor. Elazığ’ın Öküzgözü şaraplarına benzeyen bu şarap 2012 yılında İzmir’de düzenlenen Wine Blogger Konferansı’na, Ermenistan’la ticaret yapan bir arkadaşımın büyük çabalarıyla, tadıma son anda yetiştirilmiş ve neredeyse ayakta alkışlanmıştı. Şarap tutkunu, çok yetkin bir grupla yaptığımız kör tadımda da beraber tadıldığı şaraplar arasında en çok o beğenilmişti. 


Diğer bir üretici ise, Ermenistan’a yapılan en büyük yatırımlardan olan Armavir şarapları. Armavir bölgesinde, denizden 1100 metre yükseklikte, 400 hektar gibi inanılmaz büyüklükteki bağlarda, pek çok uluslararası ve yerel üzüm cinsi yetiştiriliyor. Arjantinli iş adamı Eduardo Eurnekian’a ait firmanın Karas şarabı epey beğeni topluyor. Şarap dünyasının süperstar yapımcılarından Fransız Michel Rolland tarafından danışmalık verilen firma müthiş bir potansiyele sahip.


Yerevan’da şehir içindeki mütevazı ve çok kullanışlı şaraphanesinde yerel üzümler üzerinde çalışmalar yapan Semina danışmanlık şirketinin ve Yerevan Şarap Akademisi’nin sahibi Vahe Keushgueryan’la yaptığımız tadımda dünya çapında ünlü birkaç büyük şarap üreticisinin yatırım yapmak üzere olduğu bilgisini aldım. Vahe, Vayots Dzor’da bir fidanlık kurmuş; bölgenin üzümlerini orada özenle yetiştirip bu üzümleri kullanmak isteyenlere üzümleri o sağlıyor. Bölgedeki yerel üzümlerin ve şarabın ilk üretildiği toprakların geleceği için çok sevindirici haberler bunlar. 


Geleceğin topraktan geçtiğine inananlardanım; bu toprakların mucize ürünü şarabın daha fazla üretilmesi, bu coğrafyayı paylaşan herkes için ümit uyandıran bir gelişme.


Pagan dönemi Ermenileri, yeni yılın Ağustos’un ikinci haftası başladığına inanırlarmış. Bu gün ayrıca Büyük Tanrıça Anahit’in günüymüş ve o gün üzüm kutsanırmış. Anahit’e saygı olarak üzümler, pınarlara, çeşmelere bırakılır ve ancak bu ritüeller gerçekleştikten sonra, o sene yeni olgunlaşmış olan üzümlerden yenebilirmiş. Anlayacağınız, üzümlerin okunmadan yenmesi yasakmış.