image26

Ermenistan’da Turist Olmak

M. Ragıp ZIK, Araştırmacı 


Erivan’a ilk gidişim 2007 yılı yazında oldu. Sırt çantamı alıp bu uzak komşuya ziyarete gittim. O kadar acemice hazırlık yapmıştım ki İstanbul–Erivan arasında uçak seferleri olduğunu bile öğrenmeden Tiflis üzerinden karayoluyla gitmiştim. Gerçi kara sınırı kapalı olduğundan iki ülke arasında halihazırda ilişkileri olan çevreler dışında pek de bilinmiyordu bu havayolu seçeneği. Sınır kapısındaki polis, Türkiye pasaportlu turiste çok aşina olmasa gerek, penceresini kapatıp epeyce bekletmişti beni çeşitli görüşmeler yapmak için! 


Gürcistan’dan başlayıp Ermenistan’ın içine uzanan yeşil örtü yol boyunca gözümü kırpmadan etrafı seyretmeme sebep olmuştu. Erivan’a vardığımda gördüğüm şehir manzarası ise ayrıca şaşırtıcı oldu benim için. Sovyetler Birliği mirası olduğu her halinden belli geniş caddeler, Avrupai bahçe düzenlemeleri ve buna eşlik eden kafeler, Türkiye’de birçok yerde de örneğini gördüğümüz Ermeni taş işçiliğinin görkemli birer imzası olan sarı ve kızıla çalan kesme taşlarla inşa edilmiş binalar… Lüks ve ihtişam kelimelerinin aklıma ilk gelenler olduğunu hatırlıyorum. Dükkanlardaki ithal ürünlerin bolluğu ile sokaklarda salınan son model ve cüsseli arabalar da bu fikrimi güçlendirmişti. Bu ilk izlenimin değişmesi ve Erivan başta olmak üzere Ermenistan’ın ekonomik, politik, sosyal ve kültürel anlamda ne kadar büyük bir çeşitliliğe sahip olduğunu anlamam için daha fazla zaman gerekti.


Erivan’da kaldığım birkaç gün boyunca bir turist olmanın gereklerini yerine getirdim. Moskova Sineması, Opera Binası, Soykırım Anıtı ve Müzesi, Matenadaran Eski El Yazmaları Müzesi, Vernissage Pazarı, Çağlayan Anıtı, Ermenistan Ana Heykeli, Gök Cami, Ermenistan Milli Galerisi, Gumi Shuka Çarşısı, Ararat Konyak Fabrikası ve çeşitli caz kulüpleri listesini tamamladım. O tarihlerde Erivan’a Türkiye’den gitmiş herhangi bir meraklı turistin yaşayabileceği karşılaşmalar yaşadım: Soykırım sohbetleri, futbol, siyaset ve yemek tarifi konuşmaları… Bunun yanı sıra Türkiyeli olup Ermeni olmadığımı öğrenen bir taksicinin yüzünü ekşitmesinin verdiği burukluğu bir diğer taksicinin Azerice konuşup şakalar yaparak gidermesi, ya da sokakta yol sorduğum birinin Türkiyeli olduğumu öğrenince “no problem!” diyerek elimi sıkması ve bir diğerinin “Turkey” der demez beni sıkıca kucaklaması gibi düşününce hala gülümseten deneyimler biriktirdim. 


Erivan’ı uzun uzun anlatıp muhtemelen okuduğunuz veya duyduğunuz hikayeleri tekrar etmeyeyim. 2007’de yaptığım bu ilk gezinin ardından on yıl boyunca hem iş hem de özel sebeplerle Ermenistan’ı birçok kez ziyaret ettim. Güney taraflarına pek inmesem de Erivan’ın etrafında ve kuzeyinde kalan bölgelerde çeşitli vesilelerle bulundum. Size biraz Erivan dışındaki Ermenistan’dan bahsedeyim. 


Erivan dışına çıkıldığında ilk fark edilecek şey aynı Tiflis – Erivan yolunda olduğu gibi yeşil doğa. Bu o kadar göz alıcı ki insanın şehre dönesi pek gelmiyor. Dağlık bölgelerde durup durup manzaraya bakası geliyor insanın. Ama elbette ki görülecek şey manzarayla sınırlı değil. Öncelikle Erivan’ın doğusunda 1. yüzyıldan kalma bir Helen tapınağı olan Garni ve az ötesinde bulunan Orta Çağ’dan kalma Geghard Kilisesi ile güneybatı tarafında Ağrı Dağı’nı tüm güzelliğiyle görebilecek kadar sınıra yakın bir yerde 17. yüzyılda kurulmuş Khor Virap Manastırı olduğunu belirtelim. Her üçü de kesinlikle görmeye değer. Erivan’a yakın bir başka görülesi yapı ise Vagharshapat’ta bulunan ve dünyanın en eski katedrali olarak kabul edilen Eçmiyazin. Modern Ermenistan’ın kuruluşuna dek Ermeniler için birçok açıdan merkez olarak adlandırılan katedrali hakkını vererek görmek için en az yarım gün ayrılmalı. 


Daha kuzeye çıkıp Gürcistan’a yaklaştığınızda ise Odzun Kilisesi ve Sanahin Manastırı sizi karşılıyor. Her ikisi de Orta Çağ’a ait olan yapılar gerçek birer zaman yolculuğu. Bu ziyaretinizi taçlandırmak için yolu biraz daha uzatıp sınırdaki Alaverdi kentine yakın Haghpat Manastırı’nı görmelisiniz. UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınan Haghpat aynı zamanda diğer kilise ve manastırlarda göreceğiniz haçkarların en güzel örneklerinden birine ev sahipliği yapıyor. Taşa oyulmuş haçanlamına gelen haçkar bin iki yüz yıllık taş işlemeciliğinin estetik hafızasını bugüne taşıyor. Haçkar çoğunlukla kiremit kırmızısı ve gri arası renklerde taşlara işlenirken, Erivan’ın kuzeydoğusundaki Sevan Gölü kıyısında yüksek bir tepede bulunan Sevanakvank Manastırı yeşil renkli bir tanesine ev sahipliği yapıyor. 


Hristiyan kimliğiyle öne çıkan Ermenistan’da kiliseler, katedraller ve manastırlar gerçekten göz alıcı. İçine girdiğinizde sizi hem mistik hem de kucaklayıcı bir hava sarıveriyor. Ancak Türkiye’de ve komşu ülkelerdeki ibadethanelerde duyabileceğiniz türden bir aşinalık hissi bu. Bu topraklara ait olmaktan gelen bir his. 

Aşinalık demişken Sevanakvank göl kıyısında olması sebebiyle size Van’ın Akhtamarı’nı hatırlatacak! Sevan Gölü burada tüm güzelliğiyle gözlerinizin önüne seriliyor. Denize kıyısı olmayan Ermenistan için Sevan su kenarında vakit geçirme, yüzme ve su sporları imkanı sunuyor. Göl kıyısınca uzanan çeşitli otellerde konaklamak da mümkün. Oteller katlı binalar olduğu gibi geniş bir yeşil alana yayılmış küçük müstakil evler şeklinde de olabiliyor. Sovyetler Birliği dönem kuralları gereğince dahil olunan meslek grubuna göre farklılaşan bu tesisler, ilgili meslek grubu mensupları ve aileleri yıllık izinlerini geçirmek veya inzivaya çekilmek için kullanılırmış. Türkiye’de 1980 ve 90’larda oldukça popüler olan çeşitli banka ve devlet kurumlarına has aile kamp alanlarıyla kıyaslanabilecek bu yapılar şimdi otel ve tatil köyü olarak özel firmalar tarafından işletiliyor. Birini seçip hafta sonu kalarak gölün tadını daha uzun süreyle çıkarabilirsiniz. 


Ermenistan’da gezerken uğramak isteyeceğiniz başka bir yer ise Gümrü şehri. Coğrafi olarak yakınlığı ve kent atmosferiyle Kars’ın kardeş kenti diyebileceğimiz Gümrü ülkenin ikinci büyük şehri. Oldukça eski bir yerleşim yeri olan Gümrü, sahip olduğu bu tarihi çok kültürlü yapısıyla gösteriyor. 1988 yılında 25 bin kişinin ölümüne ve nüfusun yarısının göç etmesine sebep olan ve bir depremin yarattığı tahribatın izlerine rastlamak hala mümkün olsa da şehir canlı bir kültür ve sanat profili çiziyor. Birçok konaklama ve çevre ulaşım imkanlarıyla Gümrü, başkent dışında güzel bir şehir gezisi alternatifi sunuyor. 


Kent alanlarının dışına çıkıp manzaradan da gözünüzü alabilirseniz yolda giderken irili ufaklı bir sürü yerleşim yeri tabelasıyla karşılaşacaksınız. 


Ermenistan köy hayatına tanık olmak sizi bu ülkeye gönülden bağlayacak çünkü Türkiye köy hayatından hiçbir farkı yok! Bir selamınızın akşamı edecek sohbetleri açacağı bu köylerde eğer muhabbeti koyulttuğunuzda Hrant Dink’in neden iki yakın halk, iki uzak komşu dediğini hatırlayacak, belki de uzağı yakın etmek için şimdikinden daha çok şey yapmak isteyeceksiniz. 


Ermenistan köy hayatına tanık olmak sizi bu ülkeye gönülden bağlayacak çünkü Türkiye köy hayatından hiçbir farkı yok! Bir selamınızın akşamı edecek sohbetleri açacağı bu köylerde eğer muhabbeti koyulttuğunuzda Hrant Dink’in neden iki yakın halk, iki uzak komşu dediğini hatırlayacak, belki de uzağı yakın etmek için şimdikinden daha çok şey yapmak isteyeceksiniz.