image9

Halepli Ermeniler Ermenistan’ı Baştan Sona Yeniledi

Serdar KORUCU, Araştırmacı- Gazeteci


Ermenistan’a ikinci gidişimdi. Amacım Türkiye’dekilerin ardından Ermenistan’daki Suriyelilerin yaşamlarına, hayat hikayelerine ulaşmaktı. Bu kez Türkiye içindeki projelerimden farklı olarak daha spesifik bir konum vardı: Halepli Ermeniler'i bulmak. 


Öyle ya Ermeni Soykırımı sürecinde, sonrasında “Mayr Kağut” yani “Ana Cemaat” olan bu kesim savaştan en çok etkilenenler arasındaydı. Onların izinde yürürken, Yerevan’ın (benim de daha önce görmediğim) bir yüzü ile karşılaştım. Yaşayan yüzü ile… Hem de cıvıl cıvıl… Bir ülke büyüklüğündeki 18 milyonluk İstanbul’dan bile daha enerjik…


Ne mi oldu? İstanbul’un dışarıdan gelen ışığı yansıtan camlı, oksijene hasret klimalı plazalarında çalışan arkadaşlarım Güney Amerikalı çekirdeklerden öğütülmüş sade filtre kahvelerini içip ayılmaya çalıştıkları saatlerde önlerine Facebook postlarım düştü bazen. Muhteşem kahvaltılarla. Onlar şirketlerinin rutin öğle yemeklerine doğru yola çıkarken benim sayfamda lahmacunlar beliriyor, akşamları evlerine dönüp şanslılarsa kendilerine hazırladıkları bir, iki tabak yemeği yemeğe ya da pizza söylemeye hazırlanırken ben çıtır mantılarla poz veriyordum. 


Gece olunca arkadaşlarım yarın sabah erkenden uyanmak için yataklarına geçerken, Yerevan’ın eğlence hayatı yeni başlıyor, mekanlardan fotoğraflarım geliyordu gözlerinin önüne. Üstelik bu fotoğraflardaki bazı isimler hiç de yabancı değildi. Sigaralarda Ararat, biralarda Kilikya başı çekiyordu mesela. 


Kabul, Ermenistan aslında zor bir ülke. İklimi zor bir kere. Bir Kafkas ülkesi sonuçta. Kışın çok soğuk mesela. Kar bacak boyuna kadar geliyor insanın. Yaşamı durduracak gibi geliyor. Daha doğrusu geliyormuş, çünkü ben hala cesaret edip gelemedim. 


Benim favorim Ermenistan’da “Vosgi Aşun” denilen “Altın Sonbahar”ın Kasım ayının son demleri ama olsun… Yazlarını söylemeye gerek yok. Her ne kadar İstanbul’da Boğaz’ın etkisiyle yükselen nem nefes aldırmaz hale gelse de, Yerevan için en ideal dönem güneşin bu kadar güçlü olduğu aylar değil. 


Ermenistan’da yaşam şartları da zor. Ülke ekonomisi parlak sayılmaz. Yanı başındaki kavgalı komşusu Azerbaycan gibi petrol zengini değil. Bunun sonucunda alım gücü yüksek değil. Ayrıca parayı harcama şekilleri de farklı. Çünkü post Sovyet bir ülke.Kapitalizmin bu topraklara geç girmiş olması nedeniyle Batılı ya da Batı eksenindeki ülkelerden gelenler için burası çok değişik. Nasıl mı? 


Mesela sadece Ermenistanlıların çalıştığı bir kafeye girdiniz. Sipariş vereceksiniz. Önce garsonu bulabilmeniz gerek. Bu zor bir zanaat. Sonra onun sizi pek de umursamayan bakışlarına çarpıp sabrınızı korumalı, isteğinizi söyleyebilmeli ve biraz da sabırlı olabilmeniz gerekli. Çünkü garson ne zaman isterse, ne zaman uygun görürse o siparişi o zaman getirir. Öyle ya müşterisiniz ama haddinizi bilmeniz gerek! İşte bu bir zamanlar ülkeye hakim olan ve turistleri pek de “tavlayamayacak” hizmet sektörü kırıldı sonunda. Çünkü artık Halepli Ermeniler var. Onların eğlence ve hizmet sektörünü deyimi yerindeyse ele geçirmesi ile Yerevan artık çok daha turistik. 


Suriye Savaşı ardından nüfusları Ermenistan’ın başkentinde nüfusları hızla artan Halepli Ermeniler, bu ülkenin önemli bir parçası. Gelmeden önce de bir parçasıydılar elbet, dünyanın her yerindeki Ermeni gibi. Fakat artık ulus devletlerinde etkileri çok daha güçlü. Halepli Ermeniler, Ermenistan’a gelirken yanlarında sadece yaşam enerjilerini getirmediler. Batı Ermenistan’ın kültürünü de taşıyıverdiler. 


Çoğunun, büyük çoğunluğunun dillerinde Türkçe de var mesela. 1915 öncesinde aile büyüklerinin sözcüklerini, o dönemki Osmanlı ağzı ile telaffuz ediyorlar. Üstelik bu kelimelerin bazıları bugünün İstanbul Türkçesi'nde ya unutulmuş ve kullanılmıyor oluyor ya da anlamı daha değişmiş bulunuyor. Tüm buna rağmen anlaşılıyor elbet. Tüm bunlar insanı, İstanbul’un Anadolu yakasında Boğaz’ı seyreden parklardan birinde, Ortaçağ İspanyolcası'nı kullanmayı sürdüren yaşlı bir Yahudi çifte denk gelen İspanyol vatandaşı gibi hissettiriyor. Kendi atalarının onları topraklarından atması nedeniyle yüzlerce kilometre ötede anadilinin zaman içinde donarak yaşamasını gören bir İspanyol gibi… 


Halepli Ermeniler'in yanlarında getirdikleri tek şey Türkçe olmadı elbet. Bir de Batı Ermenistan’da aile büyüklerinin yaptıkları mutfağı taşıdılar Yerevan’a. Bu kapsamda tartışmasız en başarılarından biri Aintab olsa gerek. Zaten bu konuda tartışılmaz bir konsensüs o kadar geniş ki, Ermeni diasporasının ülkeye geldiği yaz aylarında yer bulabilmek için şanslı ama çok şanslı olmak gerek. Aintab’ın yemekleri aslında diasporaya da, Türkiyeli turistlere de yeni değil. Fakat sadece isim olarak. Yoksa pişirme ve servis şekilleri çok çok farklı. Mesela orada yediğim mantı gibisini Türkiye’nin mantı merkezi sayılan, Batı Ermenistan’ın büyük şehirlerinden Kayseri’de dahi tatmamış olmam acı bir gerçek. Buranın en önemli yanı ise hizmette kusursuzluğu. Ve bunu da garsonlarının tamamının Halepli Ermeni olması sağlıyor. 


Sahibi de Halepli Ermeni olan ve ünü dünyanın dört bir yanına yayılan işletmelerden biri Lahmajun Gaidz olsa gerek. Evet, salaş görünümlü. Ve evet, çok ucuz. Bununla birlikte çok lezzetli. Halepli bu aile, lahmacunun Yerevan’daki adını, tadını değiştirdi adeta. Çeşit çeşit yaptıkları lahmacunlar arasında en büyük sorununuz hangisini seçeceğiniz olacak. Kalabalık gittiyseniz şanslısınız. Farklı siparişler verip bölüşebilir böylece menünün önemli bir bölümünün tadına tek seferde bakabilirsiniz. 


Bir başka ziyaret edilmezse eksik kalınacak mekan ise Zeituna. Adı gibi zeytin yeşili bir konseptte. Kendinizi Kafkaslar’dan çok, Akdeniz kültürünün ortasında hissediyorsunuz. Mutfağı, mekanın ortaklarından Shaghig Rastkelenian’ın annesine emanet. Ev yapımı yemeklerin arasında neler yok ki? Türkiye’den bildiklerimiz, öğrendiklerimiz ya da bilip de farklı sunum ve pişirme şekline burada şahit olduklarımız... Mekanın sade ve şık dekorasyonu da cabası… Tabii nargileler eşliğinde… 


Kısacası mutfağıyla, eğlence sektöründeki yeriyle, Halepli Ermeniler Ermenistan’ı baştan sona yeniledi. Ülkede bir devrim yaptılar adeta. Zaten bugünlerde Yerevan demek çoğu kişi için şiddetsiz devrim demek.. 


Yenilenebilme, küllerinden yeniden doğabilmek… Fakat bunu zaten dünya tarihinde büyük bir maharetle becerebilmiş sayılı halk, yok olmaya ramak kalmışken birden ayakları üstünde durarak kurulabilmiş sayılı devlet varsa, bunlardan biri zaten Ermenistan’ın ta kendisi değil mi?


Halepli Ermeniler'in yanlarında getirdikleri tek şey Türkçe olmadı elbet. Bir de Batı Ermenistan’da aile büyüklerinin yaptıkları mutfağı taşıdılar Yerevan’a.