image27

Bir Gününüzü Paracanov Müzesinde Geçirin

Cengiz AKTAR, Akademisyen


İllâki… Bu sıra dışı, dâhi ve tabu kırıcı sanatçının evine gidin, kendisi için yaptırılan ama ömrü vefa etmediği için bir gece dahî geçiremediği müze-evi görün. Tepeli Erivan’ın tepelerinden birinde nispeten münzevi mekân, bizim memlekette çok az bilinen ama dünyaya mâl olmuş Paracanyan nam-ı diğer Paracanov’u (1924-1990) keşfetmenize önayak olabilir. 


Müze-ev resmen 1991’de açıldı. Dzoragiugh Etnografi Merkezi ve Paracanov’un evi olmak üzere iki binadan oluşur. Daha önce Museum of Armenian Folk Art’ta sergilenmiş 600 civarı sanat eserinin üzerine Paracanov’un Tiflis’teki evindeki eşyalar, daha çok hapishanede yazdığı hiç yayımlanmamış senaryolar, librettolar, Lilia Brik, Andrei Tarkovsky, Yuri Nikulin ve döneminin önde gelen kültür insanlarıyla yazışmalar, doküman ve fotoğraflar, filmler, kolajlar, çizimler, bebekler, şapkalar ve enstalasyonlar olmak üzere yaklaşık 1.400 işi barındırır. Ziyaret edilen bölümler haricinde depolarda sayısız eser mevcuttur. 


Üstad hakkında biraz bilgi vereyim. Sovyet Dönemi Gürcistanının Tiflis şehrinde mukim Ermeni bir ailenin çocuğudur. Stalin döneminde 1943-1945 Tiflis Konservatuarı’nda eğitim alır. Eğitimine 1945’te Moskova’ya giderek dünyanın en saygın sinema okullarından VGIK’de devam eder. Igor Savchenko ve Alexander Dovzhenko’nun öğrencisi olur. VGIK’den günümüze ulaşan ilk filmi Andriesh 1952’deki mezuniyet tezidir.

Üstad sadece yönetmen değil her sanata el atmış çok yönlü bir sanatçıdır. Müzede göreceğiniz mozaik, suluboya, yağlıboya, mürekkeple çizim, kolaj, asamblaj ve minyatür bebek heykelleri sizi şaşırtmasın. 


Sanatçının üretimini yaşadığı talihsiz dönemden ayırmak mümkün değildir. Stalin ve sonrası Sovyetler, tektip sanatın hâkim olduğu, en ufak farklılığın ortodoks çizgiden sapma olarak değerlendirildiği ve sanatçıların cezalandırıldığı bir dünyaydı. Ama diğer taraftan milliyetçiliğin de pek para etmediği bir dünyaydı. Nitekim Paracanov tipik bir ulus-ötesi kişiliktir. Kendi ifadesiyle: “Herkes benim üç anavatanım olduğunu biliyor. Gürcistan'da doğdum, Ukrayna'da çalıştım ve Ermenistan'da öleceğim”.


Paracanov 1974-1977 arasını korkunç şartlarda hapiste geçirir. Hapishane ortamında eline geçen ne varsa mendil, şişe kapağı, kuru çiçek eserler üretir. Ne var ki bu dönem aynı zamanda sağlığının kalıcı bir şekilde bozulmasına önayak oldu denir. 


Paracanov Batılı sanatçı ve aydınların Brejnev nezdindeki girişimleri sonucunda serbest kalır. 1978-1989 yılları arasında üç boyutlu kolajlara ağırlık verir. Kullandığı farklı materyal üç boyutlu kolajlarının temel özelliğidir: Kırılmış Çin porselenleri, kapı, düğmeler, sanat eserinin reprodüksiyon kopyası, halı parçaları, kâğıt, kumaş, ceviz kabukları, boncuklar, sahte inciler, saat parçaları, figürler, kartpostallar, dantel, broş, sigara kutusu, ayna, şişe parçaları, kuru bitkiler…


Üstad bebek heykelleriyle sürekli çocukluğuna gönderme yapar. Bebeklerin biçimini değiştirerek ya da onları birlikte kullanarak masalımsı bir ortam yaratır.


Bebek-heykellerinden biri de “Lilia Brik”tir. Lilia Brik, Paracanov’un cezaevinden çıkmasını sağlayan kişilerden biridir. Paracanov, cezaevinde olduğu için bu bebek sadece çuval bezi ile yapılmıştır.


Ama kolajları esasen sinematografisinin yansımasıdır. Öyle ki Paracanov, kolajın sıkıştırılmış bir film olduğunu söyler. Kolajların tipik özelliği, farklı kültürlerin işlenmesi ve dönemin gerçeklerini ortalığa saçan bir sembolizm içermeleridir. 


Misâlen şu alttaki “Bir İstilânın Çocukluğu” adını taşıyan iş meşhur adaşım 1983 tarihli Cengiz Han bebeğidir. Kullanılan materyal kontrplak kutu, papier-mâché bebek, plastik, yılbaşı ağacı süsleri, düğmeler, boncuklar, deniz kabuğu, kuru nar, kürk, düştü, kâğıt oyuncak şemsiye, tüyler, tül, ahşap, çoraptır.


Gelelim filmlerine. Hepsi birer başyapıttır. 


1964 tarihli Unutulmuş Ataların Gölgeleri Sovyet tektip sanat anlayışı olan toplumsal gerçekçiliği terk edip tamamen kendi yaratıcı perspektifiyle yaptığı ilk filmdir. Tuhaf bir şekilde film Sovyet otoriteleri tarafından beğenilmiştir.


Bir sonraki filmi olan Sayad Nova asıl ses getiren ve onu kara listeye geçiren yapıtıdır. Sayad Nova 18. asırda Tiflis'te doğmuş, Gürcü topraklarında yaşamış, şiirlerini Ermenice, Gürcüce, Farsça ve Azeri Türkçesiyle söylemiş bir Ermeni “aşug” ozandır. Gürcü sarayında görev aldığında kralın kız kardeşi Anna'ya âşık olmuştur, ancak aşkına karşılık bulsa bile Anna’yla evlenme ihtimali sıfırdır. Sayat Nova bundan sonra geniş Kafkas ve Fars coğrafyası üzerinde gezmeye ve şiirlerini söylemeye başlamış, sonunda manastıra çekilmeyi yeğlemiştir. Paracanov’un Sovyet otoriteleri tarafından saldırıya uğrayan filmidir.


Filmin sansürlenmesi üzerine üstad filmi gözden geçirip yeni bir versiyonunu Narın Rengi olarak adlandırarak tekrar çıkartır. Narın Rengi onun en tanınan eseridir. Çoğu film eleştirmenlerine göre dünya sineması için devrimci nitelikte bir eserdir. Aşuğun hayatı, şiirleri Paracanov’un kendi yorumuyla anlatılmıştır. Aşuğu canlandıran aktris kadın-erkek fark etmeksizin altı farklı rolü oynar. Filmin bir özelliği de Paracanov’un sadece sosyal realizmi, başını belaya sokacak kadar terk etmesi değil aynı zamanda içerdiği sembolizmdir.


Suram Kalesi Destanı bir Gürcü halk hikâyesidir. Ülkesini ve Hristiyanlık inancını korumak adına kendini feda eden bir gencin hikâyesini anlatır. 


“Alegoriler, metaforlar, şiirsellik çocuk bakışını perdeye yansıtmak için önemlidir” diyen Paracanov bu filmde de geleneksel anlatım kalıplarını çiğneyerek resim ile müzikten faydalanarak şiirsel bir anlatıma ulaşmıştır.

Âşık Kerib Lermontov’un bir Türk halk hikâyesini yorumudur. Kerib sevdiğiyle evlenmek ister ancak fakir olduğu için kızın babası onu reddeder. Zengin olabilmek için yollara düşer ve 1001 günde zengin bir adam olarak geri döner. Sonunda sevdiği kızla evlenir.


Bu filmin özelliği de Azeri müzik, dans, kıyafet, gelenek ve göreneklerini gözler önüne başarıyla sermesidir.

Üstadın filmleri Türkiye’de çeşitli senelerde film festivallerinde gösterilmiştir. Âşık Kerib 1989’da 8. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü kazanmıştır. Paracanov da festivale katılmak üzere Türkiye’ye ilk ve son kez gelmiştir. Bu vesileyle Ara Güler üstadın resimlerini çekmiş kendisi de resminden aşağıdaki 1989 tarihli “İstanbul’da Otoportre” adlı işi çıkarmıştır.


Dünyada Paracanov sanatına gösterilen ilginin aksine üstadın Türkiye’de 2018 yılı sonuna kadar sergisi olamamıştır. Pera Müzesi sanatçı Sarkis’in çabaları ile ve Erivan Paracanov Müzesi müdürü Zaven Sargsyan’ın küratörlüğünde 13 Aralık’ta Paracanov’un eserlerini ağırladı. Siz yine de Erivan’da bu zengin müzenin tadını çıkartın ve ziyaretin sonunda “ev sahibi” Zaven beyle salonun orta yerinde bir çay içmeyi ve üstadın filmlerinden almayı ihmal etmeyin.



Üstad bebek heykelleriyle sürekli çocukluğuna gönderme yapar. Bebeklerin biçimini değiştirerek ya da onları birlikte kullanarak masalımsı bir ortam yaratır. Bebek-heykellerinden biri de “Lilia Brik”tir. Lilia Brik, Paracanov’un cezaevinden çıkmasını sağlayan kişilerden biridir. Paracanov, cezaevinde olduğu için bu bebek sadece çuval bezi ile yapılmıştır.