image8

Ermenistan’a Gitmek, Uzaktaki Bir Dosta Sarılmak Gibi

Yaprak GÜRDAL, Gezi Yazarı 


Ermenistan’da olmak, çok yakınında olup sana çok uzak duran bir dosta sarılmak gibi. Bense bu komşu ülkeyi ilk kez uzaktan görmüştüm. Kars‘ın Ani antik kentinin yanından akan Akhuryan (Arpaçay) Nehri üzerindeki İpekyolu Köprüsü, tek kemeri çökmüş bir halde Türkiye-Ermenistan arasında yer alıyor. Ani’den bakmıştım karşı kıyılara, bir gün buralara ayak basacağımı bilmeden…


Kapalı olan sınır kapıları, Iğdır’a bağlı Alican ve Kars’a bağlı Akyaka, iki ülke arasında karadan geçişi mümkün kılmıyor. Karayolundan gitmek isterseniz, ancak Gürcistan üzerinden Ermenistan’a geçebilirsiniz.


Havayolunu tercih ederseniz Erivan’a İstanbul’dan direkt uçuşlar var. Zvartnots Uluslararası Havalimanı’na inince Ermenistan vizesi alabilirsiniz. Hususi, hizmet ve diplomatik sahiplerine ise sınırda/havalimanında vize verilmiyor. Bu pasaport sahiplerinin seyahatleri öncesinde diplomatik temsilciliklerden vize alması gerekiyor.


Ermenilerin kökleri, MÖ 6. yüzyıldaki Urartu Krallığı’na dayandırılıyor. 38 harften oluşan Ermeni alfabesinin 5. yüzyıl başlarında Mesrob Maşhods tarafından bulunmasıyla kültür alanında bir Altın Çağ başlamış. Alfabenin icadı, Ermeniler arasında kültürel gelişimin miladı kabul ediliyor.


1918’de Kafkasya’da kurulan bağımsız Ermenistan Cumhuriyeti, ekonomik, askeri ve siyasi krizler sonunda 1920’de Sovyetler Birliği’ne katılmış. 1991’de Ermenistan, Sovyetler Birliği’nden ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiş.


Ermenistan gezisinde ziyaret ettiğim başkent Yerevan (Erivan) ise Sovyet Dönemi'nden kalma binaları, parkları ve müzeleriyle oldukça ilgi çekici bir kent.


Rivayete göre Yerevan şehri ismini, Nuh’un tufandan sonra karayı ilk gördüğü yerde “Yerevats” (Göründü) diye bağırması üzerine almış. Sovyet Dönemi'nde, 1925’ten 1936’ya kadar, Aleksandr Tamanyan’ın başarılı mimari çalışması ile de şehir bugünkü modern görünümüne kavuşmuş.


Yerevan’da metro ulaşımı var. Bir Moskova metro ağıyla mukayese edilemeyecek olsa da bütün Sovyet metroları gibi oldukça derine (20-70 metre) iniyor. 1981’de kurulan metronun içinde fotoğraf çekimi yasak.


Yerevan'da (Erivan) ziyaret ettiğim yerlere gelince:


* Ararat (Ağrı). Rivayete göre Nuh’un gemisinin indiği 5137 m yükseklikteki dağ. Ermeni inanışına göre bu dağ, Tanrıların Dağı.


* Abovyan Caddesi. Yerevan’ın ilk planlı caddesi, şehrin ana caddelerinden biri. Caddenin ismi, Ermeni yazar Khachatur Abovyan anısına verilmiş.


* Hanrapetutyan Hraparak (Cumhuriyet Meydanı). Şehrin ana meydanını 1924 yılında Alexander Tamanyan tasarlamış. Meydanı; Ulaşım ve İletişim Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Ulusal Sanat Galerisi, Ermenistan Tarih Müzesi, hükümet binası, postane ve Marriott Hotel çevreliyor. Amiryan, Abovyan, Nalbandyan ve Dikran Medz caddelerinin birleştiği meydan, siyasi gösterilere ve eğlencelere ev sahipliği yapıyor. 1940 yılında meydana konan Lenin heykeli, 1991’de Ermenistan’ın bağımsızlığından sonra indirilmiş.


* Ermenistan Tarih Müzesi ve Ulusal Sanat Galerisi. Cumhuriyet Meydanı’ndaki aynı binada bulunan 2 önemli müze. Ermenistan Tarih Müzesi’nde Bronz Çağı’ndan kalan heykeller, silahlar, madalyalar var. Ulusal Sanat Galerisi ise ülkelere göre düzenlenmiş sanat eserleri dolu. Ermeni sanat koleksiyonu çok zengin, ayrıca Kandinsky, Serov, Chagall gibi Rus ressamların eserleri var.


* Yerevan Opera Tiyatro. Bina 1930 yılında Alexander Tamanyan tarafından tasarlanmış. Almanya Dresden SemperOper örnek alınarak inşa edildiği düşünülen güzel opera binasının Özgürlük Meydanı’ından girilen tarafında Opera ve Bale Salonu, cadde tarafında ise Khachaturian Konser Salonu var. Erivan’a gelmişken burada mutlaka bir konser ya da operaya gitmenizi öneririm.


* Cafesjian Sanat Merkezi. 572 basamak ve iç salonlardan oluşan Cascade (Şelale), kültürel etkinliklerin düzenleneceği bir alan olarak tasarlanmış, ama yapımı 1988 depremi nedeniyle yarım kalmış. 2002’den sonra Ermeni koleksiyoner Gerard L. Cafesjian’ın girişimiyle 50 milyon $ harcanarak tamamlanan Cascade, 2009 yılında açılmış. Sanat eserleriyle donatılan Cafesjian, oldukça etkileyici. Cafesjian‘a girerken bir parkın içinde yükselen heykellerse, ülkenin sanata verdiği değeri ispat ediyor.


* Sergei Parajanov (Sarkis Paracanyants) Ev Müzesi. 1924 Tiflis doğumlu ünlü yönetmenin filmleri, resimleri, eşyaları bu müze/evde sergileniyor. Müze 1988’de kurulmuş, ancak deprem ve sosyo-ekonomik sorunlar yüzünden 1991’de, yönetmenin ölümünden 1 yıl sonra açılabilmiş. Unutulmuş Ataların Gölgeleri, Sayat Nova (Narın Rengi), Suram Kalesi Efsanesi gibi ünlü filmlere imza atan yönetmenin dehası, müzede gözler önüne seriliyor. Gezdiğim klasik müzelerden oldukça farklı olan müzeden çok etkilendiğimi de belirtmeliyim.


Sergei Parajanov’un hayatı sansür, hapis ve travmalarla dolu geçmiş. Uzun yıllar boyunca film yapma imkanından mahrum bırakılmış. “Film yapmama izin verilmedi ve kolaj yapmaya başladım. Kolaj, sıkıştırılmış bir filmdir” demiş bir keresinde. Narın Rengi başyapıtı olarak kabul ediliyor.


* Kapuyt Mzkit (Mavi Cami). Yerevan 14. yüzyıldaki Moğol istilalarından 1828’de Rus Çarlığı sınırlarına dahil olana kadar pek çok defa Müslüman egemenliğine girmiş. Mavi Cami’nin yapımı da İran Hükümdarı Nadir Şah döneminde başlayıp Hüseyin Ali Han döneminde, 18. yüzyılda tamamlanmış. Cami, Sovyet Dönemi'nde şehir müzesi olarak kullanılmış. Günümüzde ise kütüphanesi ve medresesiyle şehirde ibadete açık olan tek İslam eseri.


* Matenadaran (The Mesrop Mashtots Institute of Ancient Manuscripts). 17.000 kitap ve el yazmasını barındıran enstitünün arşivinde 5. yüzyıla kadar giden paha biçilmez el yazmaları var.


* Ararat Fabrikası (Yerevan Ararat Brandy-Wine-Vodka Factory). 1877 yılında Rus Çarlığı döneminde kurulan fabrika, Yerevan Kalesi’nin alanının içinde yer alıyor. Randevu almadan gitmemenizi öneririm, çünkü fabrikada sadece grup gezileri (ve tadım) yaptırılıyor.


* Vernissage (Vernisaj). 1988’de konservatuvar öğrencilerinin sergi mekânı olan pazar, günümüzde ressamların resimlerini sergilediği, kilimler, hediyelik eşyalar ve Sovyet Dönemi'nden kalma paralar, pullar, mühürlerle dolu rengârenk bir pazar.


* Pag Şuga (Pag Shuga). Maşdots Caddesi’ndeki 2.200 m²’lik alana sahip yapı, meyve, sebze, et satılan bir kapalı çarşı. Çarşıda satılan kuru meyvelerin tadına bakmanızı ve mümkünse kilolarca almanızı öneririm. 


* Church Gregory The Illuminator. Pag Şuga’ya gitmişken hemen yakınındaki kiliseyi gezip Ermeni mimarisi ile yakından tanışabilirsiniz.


* Soykırım Anıtı ve Müzesi. Ben bu yazımda “Ermeni Soykırımı” olmuş mu, olmamış mı tartışmasına girmeyeceğim, ama gördüğüm anıtı ve müzeyi de anlatmam gerektiğini düşünüyorum. Anıt 1915’te ölen Ermeniler’in anısına 1967 yılında yapılmış. Sütun Ermeniler’in yeniden doğuşunu, dairesel alanın ortasında bulunan, sürekli yanan ateş ise yası temsil ediyor. Her yıl 24 Nisan’da hayatlarını kaybedenleri anmak için insanlar yürüyerek Dzidzernagapert Tepesi’ne yürüyerek çıkıyor ve anıtı çiçeklerle donatıyor.


* Sevan Gölü ve Sevanavank Manastırı. Kafkasya’nın en büyük gölü olan Sevan yani Kara Van Gölü, Yerevan’a 1 saat uzaklıkta. Gölün altı gazlarla dolu olduğundan siyah görülüyor.


Sevanavank Manastırı Ermeniler’in Arap egemenliğinden kurtulmaya çalıştığı yıllarda, 874’te, Prenses Mariam tarafından yaptırılmış. Manastır o yıllarda bir adaya inşa edilmiş, ama Sevan Gölü’nün suları çekilince bir yarımada üzerinde kalmış.


* Dilijan (Dilican). Ermenistan’ın küçük İsviçresi’nde kent merkezindeki Şarambeyan Sokağı’nda geleneksel Ermeni mimarisinin izini sürebilir, Barz Lic (Duru Göl)’de kamp yapabilir, İçevan yönüne giderek Hağardzin Manastırı’nda Pakraduni Hanedanlığı’yla tanışabilirsiniz.


* Tsakhkadzor. Geçmişte Sovyetler Birliği’nin, günümüzde Ermenistan’ın kayak merkezi. Ermenice buranın adı Çiçek Vadisi anlamına geliyor.


Biz kayak yapmasak da bölgeyi ve Keçaris Manastırı‘nı ziyaret etme şansını elde ettik. Keçaris Manastırı’nın yapımına 11. yüzyılda bir Pahlavuni prensi (bir Ermenistan soylu ailesi) tarafından başlanmış. Manastırın yapımı 13. yüzyılda tamamlanmış.


Yerevan (Erivan)’da gezmek dışında en çok ne yaptığımı sorsalar, yemek yemek derim. Bolca yediğim, içtiğim şehirde bizim damak tadımıza çok uyan lezzetler var. Bir de şunu söyleyeyim, Erivan’da insandan çok restoran var diyenler bile var. Yalnız şunu belirtmeden edemeyeceğim: ben her restoranda dönüp dolaşıp hep dolma yedim!

Yemekleriyle bizden çok da farkı olmayan bir ülke Ermenistan. Ufak damak tadı dışında da benim neredeyse aynı lezzeti bulduğum yemekleri sunuyor Türk misafirlerine. Bence gidip yerinde denemelisiniz.


Bana buraya gitmeden önce korkup korkmadığımı soranlar oldu. Hatta siyasi gerginlikten ötürü gitme diyenler de. Ancak ben her ülkenin kendine has güzellikleri olduğunu ve herbirinin keşfedilmeye değer olduğunu düşünenlerdenim. Bireysel ve ülkesel ilişkileri düzeltmek ve geliştirmek içinse çözüm belli: Sevgi ve Kardeşlik.

Önyargılardan kurtulup, kin ve nefretten arınarak sadece sevgi tohumları yeşertelim. Unutmayalım ki insanlığı ancak sevgi besleyebilir.


Hrant Dink, Ermenistan’la ilişkimizi “iki yakın halk, iki uzak komşu” diye nitelendirmiş. Ben de bu gezimi ve yazılarımı barışa ve sevgiye adıyorum. İki yakın halkın iki yakın komşu olmasını da gönülden diliyorum. Gittiğinizde siz de kendi gözlerinizde aslında aynı olduğumuzu, aynı kültürü paylaşan, sadece farklı dili konuşup farklı sınırlarda yaşayan insanlar olduğumuzu göreceksiniz.


Zülfü Livaneli’nin de dediği gibi:

Dünyayı güzellik kurtaracak,

Bir insanı sevmekle başlayacak her şey


Not: Yazıyı buradan da okuyabilir, Yaprak Gürdal'ın diğer seyahetlerini de gözlemleyebilirsiniz.

Bana buraya gitmeden önce korkup korkmadığımı soranlar oldu. Hatta siyasi gerginlikten ötürü gitme diyenler de. Bense her ülkenin kendine has güzellikleri olduğunu ve herbirinin keşfedilmeye değer olduğunu düşünenlerdenim. Bireysel ve ülkesel ilişkileri düzeltmek ve geliştirmek içinse çözüm belli: Sevgi ve Kardeşlik.

Önyargılardan kurtulup, kin ve nefretten arınarak sadece sevgi tohumları yeşertelim. Unutmayalım ki insanlığı ancak sevgi besleyebilir.