image2

Yeşil Pasaportlu Bir Turist ve Dilijanlı Taksici

Erol KÖROĞLU, Akademisyen


Ermenistan’a ortaöğretimde barış eğitimi üzerine, her iki ülkeden öğretmenlerin katılımı ve aktivitelerle dolu bir atölyede yer almak üzere çağrılmıştım. Ancak çağıran sivil toplum örgütü, Ermenistan devletiyle pek de uyumlu olmadığı için, yeşil pasaport sahibi ben ve arkadaşım, devlet üniversitesinde çalışan iki yardımcı doçent (o şimdi doçent, bense doktor öğretim üyeliğine yatay geçiş yaptım), Ermenistan’a girmek için vize almaya zorunlu tutuluvermiştik. 


Önce Tiflis’e uçacak, orada biri tarafından karşılanıp Ermenistan Büyükelçiliği’nden vize alacaktık. Sabaha doğru indik havaalanına ve orada birkaç saat geçirdikten sonra, gençten bir Ermeni erkek tarafından karşılandık ve onun arabasıyla şehre götürüldük. Ermeni taksicilerle ilgili, yanlış anlamalarla dolu maceram böyle başladı. Bizi karşılayan arkadaşın taksici olduğunu hiç anlayamadım. Uyku sersemliği de var tabii, salaklık düzeyim o kadar da yüksek değildir aslında.


Taksici olduğunu ve sonuç itibarıyla gideceğimiz Dilijan’dan Tiflis’e bizi alıp, vize sorunumuzu halledip getirmek için geldiğini bilmediğim dostumuz, dil de bilmediği halde sabahın erken saatinde önce bize bir şeyler yedirdi, sonra da büyükelçiliğe götürüp oradakilerin bizimle ilgilenmesini sağladı. İlgililer yine de kibardı ama sonuçta bize biraz devletmiş gibi davrandılar. Hayatımda ilk kez, yeşil pasaport taşıdığım için devleti temsil ediyormuşum gibi hissettim. 


Vize sorununu çözdükten sonra, sürücümüz bizi önce Gürcistan-Ermenistan sınırına ve oradan da Kuzey’e, Dilijan’a uzanacak dört saatlik bir araba yolculuğuna çıkardı. Özellikle Ermenistan içerisinde, çok dağlık ve etkileyici bir yol katettiğimizi hatırlıyorum. Arada sırada Sovyetler döneminden kalma dev sanayi tesisleri ve etraflarındaki tüm doğanın toza bulanmış gibi gri ya da boz görünümleri hayal meyal gözümün önünde canlanıyor. Bir de, dağların içinden geçen tünellerin, sıvanmamış, ham taş görünümlü duvarları... 


Taksici dostumuz arada sırada bize bir iki kelimeyle geçtiğimiz yerler hakkında bilgi veriyordu. İletişimimiz o kadarla kaldı. Sonunda otelimize geldiğimizde, bahşiş almayı da reddetti ama sınırdan geçerken ona aldığımız bir kutu çikolatayı kibarca kabul etti.


İkinci taksicimizle, atölyenin ikinci günü sonunda, bir bara gitmek üzere otelden taksi çağırdığımızda tanıştık. İki Türkiyeli hanım arkadaş arkaya, ben öne oturdum. Bu sefer daha genç ve iri yarı bir adamdı. Kırık bir İngilizceyle, bana Türkiye’den pek alışık olduğumuz bir soruyu, nereli olduğumuzu sordu. Cevap verene kadar geçen süre uzun bir an oldu benim için. Daha önce “Türkiye’denim” dediğimde bana soğuk, hatta kötü davranan Ermenilerle karşılaşmıştım (özellikle Beyrut’ta) Ancak Türk-Ermeni barışı için oradayken, Türkiye’den olduğumuzu gizlemek de bana zül geliyordu. 


“Türkiyeli’yiz, İstanbul’dan” dedim ve herhangi bir kötü cevapla karşılaşmadım. Onun yerine sürücümüz “şimdi nereye gideceksiniz, sonra oradan nereye” gibi ayrıntılı sorular sormaya başladı ki, önce tırstıysam da, sonra geri dönerken de bizi götürmeye ve para kazanmaya çalıştığını anladım (yahut, şükür, anlayabildim!). Sürücümüz adını ve numarasını telefonuma yazmamı rica etti ama tam o noktada işler karıştı. Taksicimiz adının Sinbad olduğunu söylüyordu. Tabii o ismin eski bir Ermeni Kralı’na ait ve aslında Simpat olduğunu bilmeyen ben bir nevi avala bağladım, hatta alay ediyor sandım. Sonuçta numarayı kaydettik ve dönüş için arayınca Taksici Sinbad/Simpat kendi gelemese de, bir meslektaşını yollayarak bizi aldırdı.


Kıssadan hisse ne? Şunu söyleyebilirim: Hiçbir ülkede hiç kimse sadece tarihe gömülerek yaşamıyor. Bazen tarihle, geçmişle ilgili yükümüz artabiliyor, doğru, ama aynı zamanda halletmeye çalıştığımız bir bugün ve gelecek var. Bu bizim için de böyle, Ermenistan için de. Her şeye rağmen insanı görmeye çalışmak lazım. 

Orada hayatını var etmeye çalışan kadınlar, erkekler, işçiler, taksiciler var. Tıpkı burada olduğu gibi. Ağırbaşlı, ciddi görünümlü ama size değer veren insanlar... 


Ermenistan’ı görmek, Ermenistan’da olmak aynı zamanda onları görmek ve onları tanımak da demek. Yediğiniz, içtiğiniz ve gezip gördükleriniz kadar, belki onlardan da kıymetli bu. Ermenistan’da çok insan var; onları görmeye, duymaya, bilmeye çalışın derim. 

Ermenistan’ı görmek, Ermenistan’da olmak aynı zamanda onları görmek ve onları tanımak da demek. Yediğiniz, içtiğiniz ve gezip gördükleriniz kadar, belki onlardan da kıymetli bu. Ermenistan’da çok insan var; onları görmeye, duymaya, bilmeye çalışın derim.