image2

Yerevan’da Kaybolun

Yetvart Danzikyan, Genel Yayın Yönetmeni


Düz şehirleri severim. Yerevan gibi, Diyarbakır Suriçi gibi, Avrupa’nın bazı belli başlı kentleri gibi. Belki İstanbul’dan artık biraz yorulduğumdan olsa gerek. Yokuşlar, merdivenler, inişler, çıkışlar, evet bir kente hareketlilik ve manzara katıyor ama göz alabildiğince, ayak gidebildiğince yürüme hissine ket vuruyor ve zaman zaman da hatta çoğu zaman da yorucu olabiliyor. 


Elbette Boğaz kenarında bir semtte yokuş çıkarak ulaşacağınız manzara doyumsuzdur ama hayat da böyle geçmiyor. 


Yerevan düz bir kent. Ve bir çember içinde. Dolayısıyla saatler boyu yürümek, kenti keşfetmek ve isteseniz bile kaybolmamak gayet mümkün. Ki kaybolsanız bile bulunduğunuz yer genellikle olmak istediğiniz yerin bir sokak arkası olabilir. Ve iyi bir yürüyüşçü için çok elverişli imkanlar sunuyor. 


Sadece bir gününüzü ayırarak Yerevan’ın tarihi ve mimari dokusu hakkında çok şey öğrenebilirsiniz. Başlangıç noktası için önerim Madenataran’ın önü. Oradan kendinize bir hat belirleyip, zikzaklar çizerek, önünüze gelen sokağa dalarak, başta belirlediğiniz hattın tamamen dışına çıkarak (hava da güzelse tabii) nefis bir yürüyüş yapmanız mümkündür. 


Yerevan özellikle mimari ve tarihi açıdan birçok özellikler barındıran bir kent. Sovyet ve Ermeni mimarisinin en güzel örneklerine her köşe başında rastlayabilirsiniz. Ve hem Sovyet Dönemi'nin hem de Ermeni halkının kültür ve sanata verdiği önem sayesinde her köşe başında bir müzisyene, bir mimara, bir edebiyatçıya adanmış bir konservatuar, okul ya da kültür merkezi görebilirsiniz. 


Gecenin bir vakti Kaskad’da dolanırken bir açıkhava festivaline denk gelip Ermeni danslarını, Ermeni ezgilerini dinleyebilirsiniz, Ve eğer Türkiye’den geliyorsanız, etnik kimliğiniz ne olursa olsun fark etmez, bu ezgiler, bu danslar size hayli tanıdık gelecektir. Bütün bunları sindire sindire öğrenmek ise bir günden fazlasını gerektiriyor elbette. 


Türkiyeli bir Ermeni için ise bu yürüyüşler elbette bu bahsettiklerimden daha fazlasını içerecek. Çünkü ilk olarak Türkiye’de kamusal hayattan silinmiş bir dili doyasıya yaşayacak, ziyaretçi. Ya da yerleşmeye niyetli olan. Son yıllarda Ermenistan’a yerleşmeyi aklından geçiren Türkiyeli Ermenilerin sayısında bir artış var, bu artık bir sır değil.


Doğup büyüdüğü, yurdu olan topraklarda kamusal hayattan silinen bir dil ile yaşamanın Türkiyeli bir Ermeniye hissettirdikleri kolay kolay tarif edilemez. Dolayısıyla Ermenistan’a geldiğinde hem kendi toprağında nasıl bir sıkışmışlık içinde yaşadığını anlar insan, hem de anadili ile birlikte yaşamanın ne kadar doyumsuz ve insanı sağaltan, onu iyi eden bir his olduğunu. 


Dolayısıyla önerim, Yerevan’da tek başınıza ya da böyle konularda iyi anlaştığınız biriyle sokağa çıkın ve kaybolun. Size iyi gelecektir.


Yerevan yakınları da anılmaya değer elbette. Kısa bir araba yolculuğu ile ulaşılabilecek Sevan Gölü kıyıları, yol üzerindeki çeşitli dinlenme mekanları anılmalı. Bahsi geçmişken Ağveran’ı hatırlamamak olmaz. Yemyeşil bir yükseltide yer alan Ağveran’da Ağustos ayında bile akşamları polar bir montla oturmak mümkün. Ve gerekli. Ancak gündüzleri de bir o kadar ılık bir hava var. Bir toplantı için kaldığımız oteldeki misafirperverliği ise unutmak mümkün değil. 


Gecenin bir vakti, otelin bize ayırdığı şarap istihkakı tükenmişken, 40 kişilik grubun içinde Türkiyeli Ermeniler de bulunduğunu keşfeden gece görevlisinin kendisi için elleriyle yaptığı ve sakladığı şarabı bulup getirmesi ve bize ikram etmesi, bizimle oturup şarkılar söylemesi, nasıl unutulur?


Bu yazıyı yine Yerevan dışı ile bitirmek isterim. Elbette ki gerek pagan dönemden gerekse Hristiyanlık döneminden kalan kiliseler, mabetler çok değerli, mutlaka gidilip görülmeli. Ancak Yerevan dışına çıkılacak uzun bir yolculuk da size Ermenistan hakkında çok şeyler anlatacak. Yemyeşil dağlar arasından kıvrıla kıvrıla, bir ine bir çıka yapılan bu yolculukta doğayla içiçe yaşayan küçük kendi halinde kentler, köyler göreceksiniz. Bunlardan Dilican bilhassa bahse değer. Aynı zamanda da bir eğitim kenti diyebiliriz Dilican için. Dünyaya yeni yeni açılan okulları sayesinde hem Türkiye’den hem de dünyanın her yerinden her milletten ziyaretçi ağırlamakta bu güzel kent. 


Ve bir de yol üzerinde Sovyet Dönemi'nden kalma kısmen terkedilmiş devasa fabrikalar. Mimari ve endüstriyel açıdan bir dönemin tanığı olan bu devasa yapılar hele ki “retro” merakı olanların ilgisini hayli çekecektir. 

Dolayısıyla az önce söylediğimi belki düzeltmek gerek. 


Sadece Yerevan’da değil, Ermenistan’da da kaybolun.


Yerevan özellikle mimari ve tarihi açıdan birçok özellikler barındıran bir kent. Sovyet ve Ermeni mimarisinin en güzel örneklerine her köşe başında rastlayabilirsiniz. Ve hem Sovyet döneminin hem de Ermeni halkının kültür ve sanata verdiği önem sayesinde her köşe başında bir müzisyene, bir mimara, bir edebiyatçıya adanmış bir konservatuar, okul ya da kültür merkezi görebilirsiniz.